Antep ve Urfa (Göbeklitepe) Gezi Notları

Merhaba ! Nisan 2019’da gerçekleştirdiğimiz Antep ve Urfa gezimizin notlarını bu yazımızda özetledik. Umarız keyifle okursunuz.

Biz havalimanından araba kiralayarak toplamda dolu dolu 2 gece 3 gün ayırdık Antep ve Urfa gezisi için. Önce Antep’te bir gece kaldık, sonra Halfeti’ye uğrayıp Urfa’ya geçtik ve Urfa’da da bir gece kaldık. Son gün ise zaten yolumuzun üzerinde olduğu için Antep’e geri döndük, bir öğün yemek yemelik ve alışveriş yapmalık kadar zaman ayırıp sonrasında yola çıktık. Bu şekilde planlamamızın bir sebebi de Antep’te denemek istediğimiz tatların daha fazla oluşu ancak zamanın yetersiz gelmesiydi. Çok üst üste yememek için böyle bir çözüm bulduk kendimizce. Asağıda takip ettiğimiz sıra ile gezdigimiz gördüğümüz yerleri not ettik.

Gaziantep Zeugma Müzesi

Gaziantep’in Nizip ilçesinde bulunan ve Fırat Nehri’nin en sığ noktasında yer almasından dolayı tarih boyunca önemli bir yere sahip olan Zeugma, döneminde 80 bin kişilik nüfusuyla dünyanın en büyük kentlerinden biri olmuş. Şu anda kentin büyük bir kısmı sular altında, değerli eserlerin çoğu ise Zeugma Müze’sine taşınmış durumda.

Müzede bulunan mozaiklerin büyük bir çoğunlugu Roma Villalarının süs havuzlarının tabanından çıkarılmış. Mozaiklerin motifleri dönemin resim teknikleri ile paralel ilerlemiş. Tek tek işlenmiş bu mozaiklerde resimde kullanılan gölgelendirme ve boyut kazandırma teknikleri kullanılmış.

Müzede en meşhur parça ise Çingene Kızı mozağiği. Arkeolojik çalısmalar sırasında arkeologlar mozaikteki figürün kulaklarında renkli halka küpeler olduğundan Çingene Kızı diye isimlendirmişler; bundan sonra da eserin adı Çingene Kızı olarak kalmış. Aslında çok büyük bir mozağiğin ufak bir parçasi olan Çingene Kızının yüzü ve birkaç parcası daha müzede sergileniyor, ne yazik ki diğer parcaları yapılan kazılar sırasında kaçırılmış. Günümüzde de hala mozaikte kimin betimlendigi net olarak bilinmemekteymiş.

Çingene Kız

Kısaca anlatmaya çalıştığımız Zeugma Mozaik Müzesi’ni biz çok beğendik ve beklentimizin üzerinde bulduk. Gezerken, girişte satılan kulaklıklar ile gezmenizi özellikle öneririz ya da müzenin kendi internet sitesinden de faydalanabilirsiniz. Burada detaylı açıklamalar ve eserler hakkında bilgiler var, yine gitmeden burayı da incelerseniz daha bilinçli gezebilirsiniz.

İmam Çağdaş

Şimdi mozaikmiş müzeymiş falan bir kenara bırakalım kebaplar nasıldı diyenler için ilk durağa geldik. Sanıyoruz ki Gaziantep denilince akla ilk gelen yerlerden biri de burası. Biz, son derece işlek ve kalabalık olan bu lokantaya gittiğimizde ortaya karışık birkaç çesit kebap söyledik ama ortak fikrimiz Ali Nazik kebabının en iyisi olduğuydu. Nokta atışı yapmak isterseniz heyecan aramayıp Ali Nazik sipariş etmenizi öneririz. Burada tatlı yemedik.

Tahmis Kahvesi

Gaziantep’in ünlü menengiç kahvesini tatmak için en bilinen yer olan Tahmis Kahvesi’ne geldik. Mekan gerçekten tarihi ve hoş dekore edilmiş. Caddenin sağında ve solunda karşılıklı iki tane oturma yeri var. Oturma yerlerinin hemen yanında da taze çekilmis kahve satın alabiliyorsunuz, eşe dosta kahveyi buradan alabilirsiniz. Tek olumsuz yorumumuz bütün kahveleri orta şekerli yapıyor olmalarıydı, bunun dışında burada kahve içmek güzeldi.

Bakırcılar Çarşısı, Almacı Pazarı ve Diğer Hanlar

Antep’e gelmeden önce de internetten araştırdığımız kadarıyla bu tarihi çarşıları da görmek istedik. Bizce çok da fazla bir olayı olmamakla birlikte gelmişken bir tur atıp görmenizi tavsiye edebiliriz.

Bakırcılar Çarşısı

Koçak Baklava

Has Anteplilerden öğrendiğimiz kadarıyla baklava burada yenirmiş 🙂 Bir merkez bir de şube olmak üzere iki tane yeri var. Cadde üzerinde olan şubesiymiş, biz oraya gittik. Baklavanın yanısıra fıstıklı şöbiyet ve sarma çeşitleri de var, biz karışık söyleyip hepsini denedik ama en beğendiğimiz klasik kare baklavası oldu. Burada da yine heyecan aramak istemezseniz kare baklavalarından söylememizi tavsiye ederiz. Biz dönüş için de buradan aldık baklavaları. Baklavaları yerken fotoğraf çekmeyi unutmuşuz ne yazık ki 🙂

Orkide Pastanesi

Antep’te alışagelindik şekliyle peynir zeytin ile kahvaltı mekanı neredeyse yok denecek kadar az. Sabahları ya beyran ya da katmer tüketiliyormuş. Biz klasik usul kahvaltı yapmayı tercih ettiğimizden burada kahvaltı yaptık. Serpme kahvaltı söyledik, klasik kahvaltılıkların yanında yöresel çeşitler de oldukça fazlaydı. Garsonun kahvaltıyı servis ederken yöresel çeşitleri tek tek tanıtması da ayrıca hoşumuza gitti.

Halfeti (Citta Slow)

Gaziantep’ten Şanlıurfa’ya giderken yol üzerinde Halfeti kavşağından sapıp Unesco tarafindan sakin şehir (citta slow) olarak seçilen Halfeti’yi de görmek istedik. Bu kentin büyük çoğunluğu sular altında kalmış. Halfeti marinadan kalkan tekneler ile Fırat Nehri’ni dolaştık. Halfeti’nin en meşhur görüntüsü de kendisi sular altında kalmış ama sadece minaresi görünen cami; tekne turu ile dolaşırken buranın önünden geçiliyor.

Sular altında kalmış Halfeti

Halfeti karagülü ile meşhur. Halfeti’deki karagül satıcılarına göre satılan fidanlar dikildiği yerde de siyah renkte çiçek açıyormuş. Gitmeden önce okuduğumuza göre buradan başka hiçbir yerde siyah gül açmıyormuş. Bizim yerleşik bir düzenimiz olmadığı için alamadık ama deneyenler varsa bize yazsın, merak ettik doğrusu.

Halfeti

Urfa’ya seyahat edeceklere son derece doğal güzelliği içinde barındıran Halfeti’ye uğramalarını kesinlikle tavsiye ederiz. Biz Halfeti’den çıkışta da hiç oyalanmadan Şanlıurfa merkeze doğru yola çıktık. Burada bir parantez açalım; zamanımız nispeten kısıtlı olduğundan Birecik’e uğramadık ancak Halfeti’den önceki sapaktan Birecik’e uğrayıp Fırat Nehri kenarında buranın meşhur patlıcan kebabını deneyebilirsiniz.

Balıklıgöl

Balıklıgöl, Urfa denilince akla gelen ilk yerlerden biridir. Şehrin merkezinde göl, cami, medrese, bahçe alanını içeren bir yerin adı aslında Balıklıgöl.

Efsaneye göre ise; İbrahim Peygamber zamanın acımasız kralı Nemrut’a putlara tapmanın yanlış olduğunu söyler. Ardından İbrahim Peygramber’le arasında anlaşmazlıktan ötürü Nemrut bugünkü Balıklıgöl’ün bulunduğu yerde büyük bir ateş yaktırıp İbrahimi içine atmak ister. Tam bu esnada mucizevi bir şekilde yakılan ateşin suya, odunların ise birden balığa dönüşmesi Balıklıgöl’ü efsanevi kılar.

Göl ve etrafı oldukça kalabalıktı, yakın çevreden veya bizim gibi uzaktan gelen bir çok ziyaretçi vardı. 

Balıklıgöl

Ciğerci Aziz Usta

Şanlıurfa’nin ciğer dürümü meşhurmuş, dolayısıyla biz de denemek istedik. Mekan çok aşırı salaş, önceden belirtelim. Hijyen takıntınız varsa direk başka yerlere bakmaya başlayabilirsiniz. Dikkatimizi çeken bir nokta ise bu salaşlığa rağmen etrafindaki ciğerciler bomboş iken burası dolup taşıyordu. Biz ciğer dürüm ve kuşbaşı dürüm denedik. Acı severlere kuşbaşı dürümünü özellikle tavsiye ederiz (Ciğerciye gelip kuşbaşını övmek oldu biraz ama). Bazı insanlar ciğer kokar diye yiyemez, buradaki ciğer kokusuzdu.

Sıra Gecesi

Urfa’ya kadar gelmişken sıra gecesine muhakkak katılmak istedik. İnternetten araştırdığımız ve otelin bize önerdiği kadarıyla Cevahir’de rezervasyon yapmak istedik; gün içinde rezervasyon için aradık ama akşamına yer yoktu. Cevahir’in bizi yönlendirmesi doğrultusunda Paşa Konağı’na gittik. Kişi başı 90 TL, yemek, çiğ köfte, ayran, çay ve tatlı dahildi. Yemekleri için beklentisiz gitmekte fayda var, esas eğlenceye odaklanmanızı tavsiye ederiz. Bizim için değişik bir kültür olduğundan farklı bir deneyim oldu, daha önce hiç sıra gecesine katılmamıştık o yüzden biz memnun kaldık.

Sıra gecesi

Göbeklitepe – Tarihin sıfır noktası

¨Mimarlık ne zaman başladı dersiniz?

Kimler nerede inşa etti ilk yapıyı?

Yeryüzündeki ilk tapınağı mesela?

Sizce kim ortaya çıkarmış olabilir öykü anlatıcılığını?

Veya şöyle sormalı:

İlk kim yontmuştur bir taşı, bir figür kazıyabilmek için üzerine ?

İnsanoğlu ne zaman harekete geçti birlikte yaşamak için

Bir taşın altına beraberce elini sokmaya ne zaman karar verdi ?

Acaba kimlerdi inançları uğruna harekete geçenler;

Ve kimbilir neydi o büyük hedefler ?

Sorular cevaplarla var olur,

Tarih de kanıtlarla.

Mısır Piramitleri ve Stonehenge’den 7.000 yıl evveli.

Yazıdan ve tekerlekten onlarca asır, bügünden yakşalık 12.000 sene öncesi; tarihin ilk tapınağını sizlerle paylaşmaktan onur duyuyoruz.

Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası.¨

Göbeklitepe

İşte Göbeklitepe’nin hemen girişinde yer alan müze kapılarını bu sözlerle ziyaretçilerine açıyor. İnsanlık tarihini değiştiren, Stonehenge ve Mısır Piramitleri’nden de eski olduğu kanıtlanan Göbeklitepe’yi ziyaret etmek için Gaziantep rotamıza Şanlıurfayı’da ekledik. Ciddi yatırımların yapıldığı ve büyük turizm teşviği olan Göbeklitepe daha şimdiden haftasonları günde 4 bin turist çekmeye başlamış bile. Biz ülke topraklarımız içerisinde böylesinde önemli bir tarihin var olmasından dolayı gurur duyduk. İyi ki gitmişiz dediğimiz ve herkesin görmesini önerdiğimiz Göbeklitepe’yi elimizden geldiği kadar burada anlatmaya çalıştık.

Göbeklitepe’ye giden muhteşem manzaralı yol

Göbeklitepe Müzesi

Araç park noktasından sonra, tarihi kalıntıların olduğu tepedeki açık hava müzesine çıkmadan girişteki müzeyi ziyaret etmezseniz zira çok şey kaçırırsınız. Doğuş Holding’in katkılarıyla yapılan bu müze, Avrupa standarlarında, hatta belki ötesinde bile. Teknolojiden akıllıca yararlanılmış olan müzede büyük patlamadan günümüze kadarki süreç büyük ve etkileyici bir görsellikte özetlenmiş. Yine müzede ilk insanlık tarihi bölüm bölüm sıkıcı olmayan bir şekilde işlenmiş.

Göbeklitepe’nin hikayesi

Burada yine Göbeklitepe’nin (yani kalıntıların buluduğu o arsanın) eski sahipleri Urfa’lı Yıldız ailesinin de röportajlarına yer verilmiş. Zaten gerek kapalı müzede gerekse tepedeki açık hava müzesinde Yıldız ailesinin fertleriyle karşılaştık ve sohbet etme imkanımız oldu. Şu anda müzenin hediyelik eşya bölümünde çalışan Abdullah Yıldız’dan öğrendiğimize göre; yıllar önce kendi tarlalarında tarihi kalıntılara rastlayan Abdullah Yıldız’ın dedesi, bulduğu bir taş parçasını o bölgedeki devlet müzesine bırakır. Müze görevlilerince kireç taşıdır, bir değeri yoktur denerek önemsenmeyen bu taş birkaç yıl müzede öylece kalır. Bir başka araştırma için yakın bir coğrafyada bulunan ve şimdi Göbeklitepe’nin dünyaca ünlü arkeoloğu olan Alman Klaus Schmidt araştırmasını bitirir ve tesadüf eseri o müzedeki taşı görür ve nereden çıktığını öğrenmek ister. Ertesi gün ülkesine dönüş uçağı olmasına rağmen dönüşünü erteler ve Göbeklitepe’yi araştırmaya koyulur.

Yıllar yıllar süren titiz çalışmalar sonucu ve büyük bir araştırma ekinin çabalarıyla Göbeklitepe bugünkü önemine kavuşur. Öğrendiğimiz kadarıyla Yıldız ailesi, eskide kendilerine ait olan bu arsa karşılığında yalnızca rayiç bedel üzerinden çok düşük bir meblağ para almış. Geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan bu ailenin haklı talebi ise aynı büyüklükte bir başka arsa sahibi olmaları ancak devlet tarafından bu istekleri ne yazık ki olumsuz karşılanmış. Şu anda kendileri arsa karşılığında aldıkları tüm paralarını Avrupa İnsan Hakları mahkemesinde yürütülen davaları için harcamakta. İşin en üzücü tarafı da şu ki, Yıldız ailesinin mağduriyetinden dolayı civar köylerde kendi topraklarında herhangi bir tarihi kalıntı / taş bulanlar üzerini kapatırlarmış veya kırarlarmış ki ellerindeki arsadan olmamak için. Yıllarca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu topraklarda bu tarz tarihi değerlere sahip çıkmak için devletin daha çok teşvik politikası izlemesi gerekmez mi diye düşünmeden edemiyoruz.

Göbeklitepe

Halil Usta

Antep’in en meşhur kebapçılarından biri de Küşlemeci Halil Usta. Biz beş kişi olmamıza rağmen ortaya karışık üç porsiyon kebap söyledik ve fazlasıyla doyduk. Burası Zeugma Müzesi’nin hemen arkasında yer alıyor, aynı isimle başka bir yerde daha dükkan varmış ama buradaki garsonların söylediğine göre Antep’teki tek şubeleri burasıymış.

Katmerci Zekeriya Usta

Antep’te katmer yemeden dönmeyin dediklerinden, biz de elbette yine eksik kalmadık ve buraya da uğradık. Eğer başka yerde katmer yediyseniz onun katmer olmadığını bilerek gelin buraya. Burada servis edilen katmer son derece az şekerli ve hafif. Yalnız şunu söylememiz gerekiyor; biz siparişi verir vermez katmeri sıfırdan yapmaya basladılar, taze servis edilmesi elbette çok hoşumuza gitti ancak uzun bir süre beklemiş olduk. Tavsiyemiz gitmeden önce telefonla arayıp siparişi hazırlamalarını söyleyip, gittğinizde de beklemeden taze taze yemeniz. Porsiyonları biraz büyük, iki kişi için bir tane söylemeniz yeterli olacaktır.

Dürümcü Recep Usta (Nohut Dürüm)

Antep’in meşhur nohut dürümünü sırf denemek için tok olmamıza rağmen yola çıkmadan paket yaptırıp yanımıza aldık ancak biraz gereksiz bulduk. Antep’te yemek yeme hakkınızı diğer alternatiflerden yana kullanmanızı tavsiye ederiz.

Burada bir parantez açalım; Antep ve Urfa için toplamda üç gün ayırdığımızdan dolayısıyla kısıtlı zamanımız olduğundan Antep’in yöresel ev yemeklerini ve beyranını denemeden döndük. Önceliği kebaplara ve tatlılara vermişiz anlaşılan =) Vaktiniz varsa bunları da deneyebilirsiniz diye bahsetmek istedik.

Antep ve Urfa Konaklama

Biz Antep’te bir gece Grand Otel Gaziantep’te konakladık. Çok fazla kalmak istediğimiz Anadolu Evleri’nde malesef yer bulamadık. Grand Otel Gaziantep’in bazı odalarda sigara içiliyor olmasından dolayı, eğer konaklayacaksanız muhakkak tercihinizi belirtmenizi tavsiye ederiz. Bizim aldığımız odaların birinde baya sigara kokusu vardı, gerçi hemen ilgilenip temizlediler ama baştan seçmek varken ne gerek var uğraşmaya. Otel genel olarak temizdi ancak biraz eskiydi, zaten bir gece kaldığımız için çok da önemsemedik.  

Urfa’da ise Hilton Garden Inn Şanlıurfa’da kaldık. Zaten bu şehir Gaziantep’e göre daha az gelişmiş olduğundan otel açısından da çok fazla seçenek yoktu. Burada kaldığımız otelden memnun kaldık. Hemen yola çıkacağımız için ve dışarıda kahvaltı etmekle zaman kaybetmek istemedğimizden dolayı kahvaltıyı da burada yapmış olduk. Urfa’ya geleceklere konaklamaları için burayı öneririz.  

Son olarak;

Bizim Antep ve Urfa gezi notlarımız bu şekildeydi. Gönül isterdi ki zaman olsa da on günlük bir GAP turu yapabilseydik, aklımızda kalan yerler oldu ama onları da sonraki zamanlara saklıyoruz. Anadolu’nun çoğu yeri görülmeye değer, biz bu iki şehri gezerken büyük keyif aldık, bunda lezzetli yemeklerin etkisi de büyük =) Zaten dikkat ettiyseniz restoranlarda hiç fotoğrafımız yok, normalde blog için en az bir kare çekeriz ancak burada yemekler o kadar lezzetliydi ki fotoğraf çekmek hep bitirdikten sonra aklımıza geldi 🙂

Blogumuzu okuyan herkese Antep ve Urfa ziyaretini, özellikle de Göbeklitepe’yi tavsiye ediyoruz.

Umarız ki yazımız faydalı olmuştur. Diğer yurt içi yazılarımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Şimdilik hoşçakalın !

Tags: sanliurfa, urfa

Related Posts

Previous Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

0 shares