Prag Gezi Notları

Merhaba! Prag Gezi Notlarımızı bu yazımızda derledik, umarız faydalı bulur ve keyifle okursunuz. Biz ıhlamur zamanı gittiğimiz için sokaları ıhlamur kokan, capcanlı ve romantik bir şehir olarak hatırlayacağımız Prag’da Haziran ayında toplamda üç gece dört gün kaldık. Gitmeden önce duyduğumuz kadarıyla bu şehri ya çok seven vardı ya da hiç beğenmeyen. Biz kesinlikle seven tarafta olduk.

Prag’da Hava Durumu

Prag gezimiz öncesinde araştırma yaptığımızda yaz ayında bile Prag’ın soğuk olabileceğini okumuştuk. Biz gittiğimizde hava şansımıza çok iyiydi ancak Haziran sonunda gitmiş olmamıza rağmen son gün Ekim-Kasım soğuğu yaşadık.

Bahsettiğimiz aniden gelen soğuk

Yine son gün ciddi bir rüzgar da vardı, hatta biz uçaktayken de yağmur yağdı. Hava güneş altında çok sıcaktı ama gölgede derece farkını hissetmek mümkün. Yaz diye havasına çok fazla güvenmek gerekir bizce, mutlaka uzun kollu bir şeyler getirmek şart. Kışın gideceklere de bol şans 🙂

Prag’da Ulaşım

Uçak veya Trenle Prag’a Ulaşım

Prag’a Berlin’den tren ile geldik, Prag’dan uçak ile Sabiha Gökçen Havaalanı’na döndük. Berlin – Prag arası tren yaklaşık 4 buçuk saat sürdü. Tren bileti Çek Demiryolları veya Alman Demiryolları şirketi olan DB internet sitesi üzerinden alınabiliyor. Biz iki sitedeki fiyatı karşılaştırdığımızda Çek Demiryolları fiyatı neredeyse yarı yarıya daha ucuzdu. Tek handikapı sitede İngilizce dil seçeneğini seçmemize rağmen ara ara Çekce yazılarla karşılaştık. Bu tren Alman Demiryolu firması olan DB tarafından işletiliyordu, bileti Çek Demiryolları’ndan almamız hiçbir sıkıntı yaratmadı. Aynı saatteki aynı tren seferini iki farklı şirket ciddi bir fiyat farkına satıyordu, nedenini anlamadık.
Tren istasyonundan Old Town şehir merkezine yaklaşık 10-15 dakika yürüyerek ulaştık. Eğer metro kullanmanız gerekiyorsa metro tren istasyonunun içerisine çıkmıyor ancak tren istasyonuna en yakın metro durağı Museum durağı. Dönüşte ise havaalanına gitmek için tren istasyonundan kalkan Airport Express otobüslerini kullandık.

Prag’da Şehir içi Ulaşım

Almanya’da da yaptığımız gibi burada da kalacağımız gün kadar sınırsız bilet aldık, bu biletlerle bolca metro ve tramvaya bindik. Biz şehir merkezi dışında konsere ve Terezin Toplama Kampına da gittiğimiz için bu biletler bizim için kullanışlı oldu.
Prag’da metro hattı Berlin’dekinin aksine çok basit. Tramvaylar ise şehir içinde çok yaygındı ve bizce şehir için tramvaylar çok kullanışlıydı. Seyahatimiz boyunca bir defa bilet kontrolüne denk geldik. Yaya olarak da Old Town bölgesi ve civarındaki turistik noktaları da gezmek mümkün.

Prag’da Konaklama

Biz ulaşım anlamında rahat edelim diye Old Town bölgesinde konaklamayı tercih ettik. Prag’da otelden çok kiralık apartman kültürü daha yaygın. Birçok apartman çok hoş dekore edilmiş, neredeyse otel gibi konforlu hale getirilmiş.

Kaldığımız yer Six Continents Apartments olarak geçiyor, bu sefer de yine Booking.com üzerinden rezervasyon yaptırdık. Otel olmamasına rağmen, civarda birçok apartman kiraladıkları için birkaç bina ötede kendilerine küçük bir resepsiyon oluşturmuşlar. Bu resepsiyonun olması, son gün check-out yaptıktan sonra bavullarımızı bırakıp rahatça gezebilme imkanı tanıdı bize. Kısaca konaklamamızdan konfor, temizlik, güvenlik, merkeze yakınlık, dekorasyon anlamında son derece memnun kaldık.

Konaklamada bizce dikkat edilmesi gereken bir nokta da ödeme. Ödemeyi ilk anda talep ediyorlar ve genellikle nakit istiyorlar. Eğer yanınızda nakit yoksa ve kredi kartı ile ödeme yapmak isterseniz ise düşük kurdan döviz çevirisi yapıyorlar. Tavsiyemiz otele gelmeden nakit Çek kronu bulundurmanız.

Prag’da Gezilecek Yerler

Charles Bridge (Karl Köprüsü)

Hem gece hem de gündüz gördüğümüz bu koprü Prag’ı romantik şehir yapan yerlerden biri. Akşam gördüğümüzde nehir, ışıklandırılmış köprü ve kale görüntüsü çok hoşumuza gitti.

Gündüz gördüğümüzde ise üzerindeki heykelleri ve çevresindekileri daha net algılayabildik.

Köprünün üzerinde sağlı sollu bir çok heykel var, bu heykeller orjinal değil, zarar görmemesi için taklitleri burada yer alıyor. Heykellerden birisi de Osmanlı Tüccarı; hikayesi ise zamanında tüccarların saraya köle satmak için buraya gelip köle seçmesiymiş. Aynı zamanda köprü üzerinde birçok seyyar satıcıyla beraber sokak müzisyenleri de vardı. Çalınan müzikler eşliğinde nefis manzara ile birlikte yürümek gerçekten güzeldi. Prag’a gelince görülmesini tavsiye ettiğimiz ilk yer burası.

Prag Castle (Prag Kalesi)

Dokuzuncu yüzyılda kurulan ve dünyanın en eski kalelerinden biri olan Prag Kalesi şehrin en önemli turistik noktalarından bir tanesi. Prag Kalesi; Aziz Vitrus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Bazilikası, Altin Yol ve bunun gibi birkaç yapıdan oluşuyor.

Aziz Vitrus Katedral Kapısı

Sabah erken saatlerde kaleye gelinmesini tavsiye ederiz. Prag’ın en turistik noktalarından olduğu için kapıda çok fazla bilet kuyruğu olabiliyor.

Old Town

Prag’da zaten yolunuzun bir şekilde düşeceği, Tyn Kilisesi ve Astronomik Saat Kulesi’nin bulunduğu eski şehir meydanı burası. Biz gittiğimizde Astronomik Saat Kulesi tadilattaydı, iskelenin etrafına astıkları branda ile saat kulesini görselleştirmeye çalışmışlar ancak elbette bu şekilde bakınca çok bir şey anlayamadık. Kilise ise bu meydanın simgelerinden, gotik mimarisi ile kendini belli ediyor. Meydanda Ortaçağ dönemini yansıtmak adına at arabaları ile turistik gezi düzenliyorlar, sıcakta hayvancıklara bir nevi eziyet, biz binmedik ve tavsiye de etmeyiz. Bunun dışında meydanda çokça sokak gösterisi, sokak sanatçıları da yer alıyor. Günün her saati son derece kalabalık bu meydanın kendine has bir havası var.

Dancing House

Enteresan mimarisi ile dikkat çeken bu binayı daha önce internette bir şekilde görmüş olabilirsiniz. 1996 yılında Hırvat-Çek asıllı mimar Vlado Milunic ve Amerika-Kanada asıllı mimari Frank Gehri tarafından tasarlanan bu yapı birçok turistin görmek istediği yerlerden biri. Dans Eden Ev olarak bilinen bu bina, dans eden bir kadın ve bir erkeği simgelediği için meşhur dansçı çiftin ismiyle yani Fred and Ginger Building olarak da biliniyor. Çifti tanımayanlar için şöyle bir link bırakalım. Prag’a gitmişken rotanıza almanızı öneririz.

Franz Kafka Museum

Prag denilince akla gelen ilk isim şuphesiz ki meşhur Dönüşüm romanının yazarı Franz Kafka. Kendi adına yapılan bu müzede ünlü romancının el yazmaları, fotoğrafları, mektupları ve günlükleri gibi hayatına nüfuz etmiş birçok anıyı görebilmek mümkün. Ancak bazı mektuplar ve günlüklerinin ne yazık ki İngilizce tercümesi yoktu. Yine kapıdaki görevlinin de müze hakkındaki en temel bilgileri verebilecek düzeyde bile İngilizce bilmiyor oluşu da üzdü. İçeride fotoğraf çekilmesi yasak, zaten çok karanlık olduğu için fotoğraf çekmeye elverişli de değil.

Küçük, karanlık ve labirent gibi tasarlanmış bu müzede gezerken Kafka’nın o karamsar ruh halini hissedebiliyorsunuz. Kafka’nın hayatını merak edenler için görülmesi gereken bir yer.

Terezin Toplama Kampı

Berlin gezimiz sırasında Nazi Almanyası ve onun yarattığı korku dolu günlere ait birçok yer görme sansımız olmuştu, Berlin Gezi Notlarımızı buradan okuyabilirsiniz. Bu sefer Almanya sınırlarından daha uzak bir yerde Nazizm’ in yarattığı insanlığın acı dolu sahnelerine şahitlik etmiş ve gezerken yer yer insanın tüylerini ürperten Terezin Toplama Kampını ziyaret ettik.

Burası Prag şehir merkezine karayoluyla 1 saat uzaklıkta. Florance Terminali’nden kalkan otobüslerle gidiliyor, biletleri otobüste şoförden hem gidiş hem dönüş için alabilirsiniz. Florance Terminali’ne B kodlu metro hattıyla şehir merkezinden ulaşılabiliniyor. Biz de otobüsle gittik fakat Florance Terminali’nde hiç bir tabelada İngilizce bilgi ve duraklarda da pek yolcu olmadığından otobüse binmek için uzun bir süre orada beklemek zorunda kaldık. Aynı durumu Terezin’den dönerken de yaşadık, sonuçta otobüsleri bekleme sürelerini de dahil edersek bir tam günümüzü burası için ayırmış olduk.

Otobüsle yaklaşık bir saat yolculuğun ardından Terezin Gettosu’nda (Büyük Hisar) inip buradan yaklaşık 15 dk yürüyerek toplama kampına (Küçük Hisar’a) vardık. Burası 18. yüzyıl sonlarında İmparatoriçe Mariya Terezya’nın şerefine isimlendirilen, kurulduğu günden bu yana hapishane olarak kullanılan, Elbe ve Ohre nehirlerinin birleştiği nokatada yer alan bir hisar. Çekya’nın 1939 yılında Naziler tarafından işgal edilmesinden sonra mevcut hapishanelerin dolması sebebiyle Prag Gestaposu tarafından mahkumların tutulmaya başladığı bir hapishane olarak kullanılmaya başlanmış. Bu dönemde burası yaklaşık 32 bin mahpusu ağırlamış ve kalıcı bir hapishaneden ziyade, daha çok çalışma kamplarına ya da daha büyük toplama kamplarına taşınacak mahkumların tutulduğu bir tarnsfer merkezi olmuş. Kötü yaşam şartları, hastalıklar ve işkence gibi gerekçeler ile burada toplamda 2.600 kişi ölmüş.

Hapisahaneye girmek için bilet almak gerekiyor, kapıda Türkçe dahil birçok farklı dilde gezi rehberi mevcut. Rehber kitapçığını almakta fayda var zira hapishane içerisinde açıklayıcı nerdeyse hiç yazı bulunmuyor. İçeriye girdikten hemen sonra hapishane idari ve işletme kısımlarına ait odalari görüyorsunuz. Gelen mahkumların kayıtlarının yapıldığı, eşyalarının toplandığı ve temizlendigi yerler buralar. Tam karşınıza ilk koğuşların olduğu kısıma açılan dar kapı ve üzerinde yazılı o meşhur yazı çıkıyor: “Arbeit macht frei” yani “Çalışmak özgürleştirir”. Dönemin ideolojik ve düşünce dünyasının en çarpıcı örneklerinden biri olan bu slogan burası dahil birçok toplama kampında yazılı.

3-4 katlı geniş tablalı ahşap ranzaların olduğu rutubetli koğuşları, birbiri peşi sıra dizili hücre odalarını, büyük toplanma avlularını sırasıyla geçerken bu kadar ufak bir yerde binlerce insanın başına neler gelebileceğini bilmeden umutsuzca hapsolduğu sahneleri hayal edebiliyorsunuz. Daha sonra görevli gardiyan veya askerlerin kullandığı 500 metrelik bir tünele girdik. Hisarın altında birçok tünel olmakla birlikte burası gelen ziyaretçilere açık olan bir tünel. Karanlık, kasvetli bir yürüşün ardından idam alanına geçiliyor. Burada doğru düzgün mahkeme ve savunma yapılmadan yüzlerce kişi idam edilmiş. İdamların çoğunluğu kurşuna dizme şeklinde olurken bir kısım mahkum da asılarak öldürülmüş.

Bu alanları gördukten sonra, son olarak hapishane calışanları ve ailelerinin kaldıkları kısıma geçiliyor. Hemen yan taraflarında yaşanılan insanlık dramına sanki nispet yaparcasına, orada esir tutulan makhumlara yaptırılan yüzme havuzu gibi iyi şartlara sahip bir yer burası (Yüzme havuzunu yapan mahkumlar işleri bitince öldürülüyor). Burayı da geçip Küçük Hisar’dan çıktığınızda savaş sonrası yaptırılmış milli mezarlık bulunuyor; sadece 2,3862′ sının kimliği belli olmak üzere toplamda bu alanda 10 binden fazla kişi gömülüymüş.

Dönüş icin tekrardan Büyük Hisar’a geçtik. Burası ise Nazi işgali sonrası başka memleketlerden sürülenlerin yaşamak zorunda bırakıldığı bir gettoymuş. Burası da enterasan bir yer; hapishaneyi görmeye gelen turistler dışında hemen hemen hiç insan yok, aşırı sessiz ve kasvetli bir yer. Etrafta apartmanlar, müze, sinagog, kilise vs. gibi yapılar mevcut fakat terk edilmiş bir yer izlenimi veriyor.

Daha önce herhangi bir toplama kampını ziyaret etmediyseniz Prag’a gelmişken bir gününüzü ayırıp görmenizi tavsiye ettiğimiz bir yer oldu Terezin Toplama Kampı. Soğuk duvarların arasında dolaşırken insanoğlunun başka insanlara karşı ne derece kibirli ve cani olabileceğini bir defa daha hatırlamış oluyorsunuz.

Prag Iron Maiden Konseri

Gelelim gezimizin rotasını belirleyen asıl sebebe; Iron Maiden konseri. Her sene, o senenin turnesi açıklandığında acaba denk getirebilir miyiz diye heycanla grubun internet sitesine bakıyorduk ancak bir türlü iznimizi ve konserin yerini birbirine çakıştıramamıştık. Kasım 2017’ de tur takviminin açıklandığını duyunca bir acabayla grubun sitesini açıktık ve bir anda birbirimizi gaza getirip planı programı yaptık. Hala üniversitede okuyan rock-blues-metal müzik aşığı kardeşimizi de plana dahil edip 6 ay sabırsızlıkla bekledik. Iron Maiden bizim için bambaşka bir grup, dünyanın diğer ülkelerinde özellikle Uzak Doğu ve Güney Amerika’da çok büyük hayran kitlesi olan grubun Türkiye’ de çok sık konseri olmuyor. Yakın zamanda İstanbul’ da verdikleri konseri denk getirememiştik ve onun üzüntüsüyle her sene ayrı bir heyecanla bekliyorduk. (Hatta ara ara acaba grup dağılır mı, birine bir şey olur mu, nolur ölmeden izleyelim diye endişelenmişliğimiz bile vardır).

2.5 aylık “The Legacy of the Beast” Avrupa turnesinin Prag ayağında sonunda biz de konserdeyiz. Amerikalı metalcore grubu Killswitch Engage ile ısındıktan sonra Iron Maiden çok bekletmeden sahne aldı. Muzazam bir enerji, hiç düşmeyen tempo, müzikal kalite ve sahne showları ile adeta bizi büyüledi. Yıllarca, yayınlanmış tüm konserlerini izlemiş, bıkmadan usanmadan tekrar tekrar şarkılarını dinlemiş birisi olarak canlı canlı ve sahnenin hemen dibinden izlemekten inanılmaz zevk aldık. Turnenin yeni albüm turnesi olmaması sebebiyle klasikleşmiş şarkılarından seçili bir liste hazırlamışlardı. Bu da kitlenin katılımını ve şahne showlarını daha da coşkulu olmasını sağladı tabi ki.

Iron Maiden sadece bir müzik grubu değil bunu tüm hayranları bilir, 40 yıla yaklaşan birden çok kusağa kendisini dinlettirmiş, konserlerini tiyatral temalarla günden güne zenginleştiren bir grup. Grup elemanlarının en gencinin yaşı bu sene itibariyle 60 olduğunu düşünürsek onların bu konser enerjisini ve aynı şarkıları bıkmadan usanmadan çalmaları gerçekten olağanüstü.

Biz gezilerimizi konserlerle veya festivallerle zenginleştirmeyi seviyoruz. Iron Maiden Prag konseri de bizim için çok güzel bir deneyimdi, umarız daha çok denk geliriz.

Prag Yeme İçme Notları

Meet and Greet

Prag’da en çok beğendiğimiz yerlerden biri burası oldu o yüzden en başa yazalım istedik. Çek garson ortalamasına göre burada çalışanlar son derece ilgili ve güleryüzlüydü. Yemekleri ise lezzetliydi, ev yapımı aromalı limonataları ve yine ev yapımı ketçaplarını beğendik ve sevimli bulduk. Biz şansa rezervasyonsuz gittik ve yer bulabildik ama uzun oturmak istiyorsanız rezervasyon yaptırmak gerekiyor, Prag’a geleceklere burayı kesinlikle öneririz.

Lokal Hamburk

Prag’da yediğimiz en iyi yemekleri olan yerlerden ikincisi de burası. Dohluaa Bölgesi’nde şubesi var ancak orası çok turistik ve kalabalık olduğundan olsa gerek; gün içerisinde aradığımızda akşam için rezervasyon yaptırmak istedik ancak yer bulamadık. Bizim gittiğimiz Karlin bölgesinde olan şubesiydi. Rezervasyon yaptırmak burası için de şart, içerisi yine kalabalıktı ama yer bulmak daha kolay.

Lokal yemeklerin uygun fiyata denenebileceği iyi bir seçenek bizce burasi. Ancak hatırlatmakta fayda var; lokal yemeklerin çoğu domuz etinden. Biz şinitzel, beef, patates salatası ve menüde meşhur olduğu yazan peynir kızartması söyledik. Söylediğimiz her şeyi beğendik, mekan çok gürültülü olmasına rağmen yemekleri baya lezzetliydi, bu yüzden burayı da gönül rahatlığıyla öneririz.

Hard Rock Cafe

Old Town’da ilk gun hızlıca bir şeyler yemek istediğimiz için ve kaldığımız yere çok yakın olduğu için burada yemek yedik. Yemekleri Hard Rock Cafe ortalamasının üzerinde bulduğumuz için burada yer vermek istedik, başka bir alternatif bulunamazsa tercih edilebilir.

Cafe Savoy

Kahvaltı için gittiğimiz dekorasyonu güzel kafe. Menüde Prag’a özgü kahvaltı çesitleri var ancak klasik omlet, yumurta veya kruvasan tarzı sipariş verirseniz canınız sıkılmaz. Kahvaltısı lezzetliydi, turistik noktalara da yakın olduğu için kahvaltı için tercih edilecek bir yer. Dekorasyonu güzel, yüksek tavanlı ferah oturma alanı olan bu kafeyi beğendik, rezervasyon yaptırmanızı öneririz.

La Bottega Bistroteka

Gitmeden internette çokça okuduğumuz bu yere kahvaltı için gittik. Egg benedict, avokadolu yumurta, omlet vs gibi yumurtalı kahvaltı sevenlere tavsiye ederiz. Porsiyonları küçüktü, biz Katar’daki kocaman porsiyonlara alıştığımızdan pek doymadık 🙂 Geniş bir yer olduğu için rezervasyonsuz gitmemize rağmen yer bulabildik.

My Raw Cafe

La Bottega’dan az doymuş kalkınca, tesadüfen bulduğumuz aynı yerin hemen arkasındaki My Raw Cafe’ye gidip tatlı bir şeyler yedik. Tüm tatlı çesitleri vegandı, en beğendiğimiz ise hurmalı ve cevizli olan oldu. Prag’da yolunuz bu tarafa düşerse tavsiye edebileceğimiz bir yer oldu burası da.

Cafe Slavia

Kafenin eski dekorasyonu ile kendinizi Orta Çağ’da hissetmeniz mümkün. Biz akşam çay içmeye girdik, gittğimizde piyano dinletisi vardı. Çok etkilenmedik ama değişik bir havası olan bu mekana bizim gibi dinlenmek için kısaca uğrayabilirsiniz. Zamanında Nazım Hikmet’in de şiirlerini yazdığı bir kafe olduğu için Türk ziyaretçiler tarafından da ilgi görüyor.

Creme De La Creme (Dondurmacı)

Yeme içme notlarının yıldızına geldik. İtalya’daki gibi Prag’da da dondurma yeme alışkanlığı baya yaygın. Kaldığımız apartmanın hemen altında bulunan bu dondurmacının bu kadar popüler olduğunu konaklayacağımız yeri seçerken bilmiyorduk elbette. Bu bahsettiğimiz ufak dükkan sabah 10’dan akşam 11’e kadar açık ve önünden ne zaman geçsek kalabalıktı, bir an bile boş görmedik. Prag’a gelirseniz şiddetle tavsiye ederiz ve fıstıklı dondurmasını deneyin, ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Biz Prag’da kaldığımız her gün buradan dondurma yedik 🙂

Tredlenik

Tredlenik, Prag’da hamurdan yapılan, sıcak yenen en meşhur tatlı. Kokoreci andıran bir görünümü var, dondurmalısı, çikolatalısı, kremalısı gibi birçok çeşidi var.

Prag’da yürürken Tredlenik satan dükkan görmemeniz mümkun değil, beklemişlerden değil taze yaptıklarından almanızı tavsiye ederiz. Her yerde satıldığı için özel bir dükkan tavsiyemiz yok.

Bageterie Boulevard

Seyahatimizin son günü uzun uzun kahvaltı yapmak için zamanımız olmadı. Yolumuzun üzerinde denk geldiğimiz bu fırın zincirinde bir kahvaltı yaptık, çok fazla sandviç çeşidinin olması hoşumuza gitti. Çok ahım şahım bir yer değil ancak son gün bizim gibi hızlıca ama lezzetli bir kahvaltı yapmak isteyenler için not düşmek istedik.

Son olarak;

Şehrin en çok sevdiğimiz yönü capcanlı olmasıydı. Bunaltan bir turist kalabalığından ziyade Old Town meydanının dışındaki ara sokaklar, restoranlar, tramvaylar da hep hareketliydi. Sokaklar çok geç saate kadar dolu ve canlıydı. Prag Gezi Notlarımızın başında da söylediğimiz gibi biz Prag’da geçirdiğimiz süre boyunca çok keyif aldık, tam bir Ortaçağ şehri olan Prag’ı herkese tavsiye ederiz.

Küçük bir not:

Bazı fotoğraflardan görmüş olduğunuz üzere Prag gezimizde ikibiletblog’a bir eşlik eden biri daha vardı, canım kardeşimiz Kaan da bizimle Prag maceralarına ortak oldu, birlikte gezerken çokça anı biriktirdik yine. Bu yazımızda kullandığımız fotoğraflarda Kaan’ın çokça emeği var, kendisine buradan da bir kez daha teşekkür edelim 🙂 

Tags: gezi, gezi notlari, prag

Related Posts

Previous Post Next Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

0 shares