Berlin Gezi Notları

Merhaba ! Münih’ten sonra Berlin Gezi notlarımızı bu yazıda düzenledik. Genel olarak buranın gri ve sevimli olmayan bir şehir olduğunu Berlin gezimize başlamadan biliyorduk. Münih’ten sonra gelince bize hepten soğuk geldi ama sanat ve etkinlik dolu dinamik bir şehir olmasını sevdik. Yine Münih’te çoğunluklu olarak Almanlar yaşıyor ancak Berlin hem çok sayıda turist ağırlayan hem de her milletten insanın bir arada yaşadığı daha kozmopolit bir şehir.

Herkese kucak açan bu şehirde geçirdiğimiz iki gün boyunca güzel vakit geçirdik.

Berlin’de Ulaşım

Havaalanından Ulaşım

Biz Münih’ten gittiğimiz için tren ve havayolu seçeneklerini değerlendirdik. Berlin’den Münih’e tren de var ancak uçak biletleri daha uygun fiyatlı olduğundan ve süre olarak iki ulaşım şekli de hemen hemen aynı olduğundan uygun fiyatlı olan havayolu ulaşımını tercih ettik. Uçakla Tegel Havaalanı’na indik. Buradan 109 numaralı otobüse binip Zoologischer durağında indik, oradan da U2 metrosu ile otele ulaştık.

Şehir içi Ulaşım

Münih’ten sonra şehir içi ulaşım Berlin’de daha komplike, hatta ilk başta karışık geldi ancak ikinci günde yavaş yavaş alıştık sistemine. Berlin’e ilk defa gideceklere tavsiyemiz metro haritasında gitmeden önce bakmaları. Biz, yaa inince internetten bakarız dedik ancak harita biraz karışık olduğu için ayaküstü beş dakikada buluruz yolumuzu olmadı.

Burada da yine Münih’te olduğu gibi günlük, iki günlük ve üç günlük bilet seçenekleri var. Bu biletler tren, metro, tramvay, otobüs vs. gibi tüm toplu taşıma araçlarında gecerli. Toplu taşıma çok fazla kullandık, birden çok aktarma yaptık Berlin’de gezerken. Kesinlikle sadece yürünerek gezilecek bir şehir değil, o yüzden bu satın aldığımız sınırsız biletler çok işimize yaradı. Berlin’de geçirdiğimiz iki buçuk gün boyunca iki defa metroda ve trende bilet kontrolüne denk geldik, Münih’te hiç denk gelmemiştik. Sanıyoruz büyük şehir olduğu için kontroller çok daha sık yapılıyor, bu yüzden biletsiz binmemenizi öneririz.

Berlin’de Konaklama

Berlin’de kalınacak en güzel lokasyon bizce Mitte Bolgesi. Biz de gitmeden Mitte Bölgesi’nde olduğunu düşündüğümüz ama sonradan biraz sapada kaldığını anladığımız Grimm’s Mitte Berlin’de konakladık. Otelin bulunduğu bölge bir çok başka oteli de barındırıyor, sakin ve güvenli bir lolasyonda. Haritada bakmak isteyenler için en yakın metro istasyonu ise Spittelmarkt, yürüyerek yedi dakika. Fakat bir daha gelsek burada değil de Rosenthaler Platz metro durağı çevresinde ya da şehrin tam merkezinde kalırdık. Mesela araştırma sırasında bulduğumuz Zoe Hotel, merkezde ve lokasyonunu turistler icin pratik bulduğumuz bir oteldi ama biraz fiyatli olduğu için tercih etmedik. Bizim kaldığımız yer Kreuzberg’in ve turistik bolgelerin tam ortasındaydı ama dediğimiz gibi bir daha gelsek konaklamak için bu bölgeyi seçmezdik.

Berlin’de Gezilecek Yerler

Müzeler Adası

İlk gün Pergomonmuseum (Bergama Müzesini) ziyaret ettik, burası müzeler adasında bulunan biz Türklerin en çok ilgisini çeken müze. Adada bunun haricinde Altes Museum (Eski Müze), Neues Museum (Yeni Müze), Alte Nationalgaleri (Eski Ulusal Galeri ve Bode Müzesi bulunuyor.

Biz bu müzelerin hepsinde geçerli kombine bilet satın aldık ama o gün yalnızca Bergama Müzesi ve Alte Natioanlgaleri’yi gezebildik. Kombine biletler sadece satın alınan gün içerisinde geçerli olduğundan, tüm müzeleri gezmek isteyenlere tavsiyemiz sabah saatlerinde ve öncelik sırasında göre tura başlamaları. Biz öğleden sonra gezmeye başladığımızdan zamanımız hepsine yetmedi. Vaktimiz olsaydı Neues Museum’u da görmek isterdik. Gördüğümüz her iki müzede de girişte ücretsiz rehber kulaklıklardan alınabiliyordu, Bergama Müzesi’nde Türkçe dil seçeneği de mevcut.

Pergomonmuseum (Bergama Müzesi)

Bergama Müzesi herkes gibi bizim de görmek için en heyecanlandığımız müzeydi. Burada toplamda üç ana koleksiyon sergileniyor; Collection of Classical Antiquities, Museum of the Ancient Near East ve Museum of Islamic Art.

Collection of Classical Antiquities birinci katta yer alıyor ve Antik Yunan ve Roma dönemine ait eserler sergileniyor, burası en hızlı gezdiğimiz bölüm oldu.

Museum of the Ancient Near East ise yine aynı katta bulunuyor ve burası da Mezopotamya, Suriye ve Anadolu’dan yani Türkiye’den de bolca eserin sergilendiği ve bizim en uzun gezdiğimiz kısım. Burada Milet’in Market Kapısı, İştar Kapısı ve Mshatta Alınlığı gibi Babil, Asur, Sümer, Hitit devletlerine ait çok sayıda eserler de bulunmakta.

O dönem imparatorluklarına ait birçok eser özenle getirilmiş ve burada sergileniyor. Kendi coğrafyamızdaki tarihi eserlerimizi koruyamazken, Avrupalıların bu kocaman parçaları emek emek taşıyarak Almanya’ya getirip sergilediğini görünce içimiz burulmadı değil. Müzede eserlerin nasıl taşındığı, nasıl korunarak teker teker getirildiği ve sergilenmeden önce nasıl yeniden monte edildiği de müze içerisinde yer yer fotoğraflarla sergileniyordu.

Gezerken kendi kültürümüzden çokça örnek ile karşılaştırdığımız bir bölümdü burası.

Museum of Islamic Art bölümünde ise 7. ve 19.yy arasına ait İslam aleminin şahaser denecek nitelikteki eserleri sergileniyordu. Burası özellikle islam medeniyetinin ilk dönemlerinin bir çok önemli eserlerini de içeren çarpıcı bir bölüm.

Müzenin en etkileyici kısmı olduğu söylenen ancak 2013 yılından beri tadilatta olan Pergomon Altar’i ne yazık ki göremedik. Tadilatın 2026’da biteceğini söylediler.

Alte Nationalgaleri (Eski Ulusal Galeri) 

Burada ise daha çok Alman ressamların ve heykeltraşlarının dönem eserleriyle birlikte Fransız sanatçıların da tablolarının yer aldığı eserler sergileniyor. Biraz resme ilginiz varsa eğer Alman ve Fransız resslamlarının tabloları arasındaki farkı kolayca anlayabilirsiniz. Alman tabloları genellikle daha kasvetli ve askeri hikayeler içeriyor. Bizce resim sergisi gezmek için Almanya çok da olmazsa olmaz değil. Örneğin İtaya’da veya İspanya’da gezdiğimiz bu tarz müzeler icin aynı şeyi söyleyemeyiz ancak eğer resme çok fazla ilgi duymuyorsanız ve zaman kısıtınız varsa Alte Nationalgaleri’yi es geçebilirsiniz.

Berlin Katedrali

Müzeler adasının hemen yanında yer alan Berlin’de görülmesi gereken bir Protestan Katedrali. İkinci Dünya Savaşı’nda hasar görmesinin ardından 1975-1980 yılları arasında yeniden inşa edilmiş. Katedral uzaktan bakınca baya heybetli ve gösterişli duruyor. Yanına yaklaştıkça da bir o kadar güzel bir görünüme sahip olduğunu anlaşılıyor, dış cephesindeki heykeller de son derece titizlikle inşa edilmiş. Biz katedralin içine girmedik ancak not edelim; giriş ücreti rehber kulaklıkla birlikte 11 Euro’ydu.

Brandenburger Tor (Brandenburg Kapısı)

Berlin’in en turistik ziyaret noktalarından biri olmuş görkemli ve estetik yapısı ile dikkat çeken Brandenburg Kapısı 18. yüzyılın sonlarında inşaa edilmiş. Antik Roma savaşlarından sonraki zafer alaylarının bir simgesi olarak bilinen Quadriga Heykeli de, altı adet giriş ve çıkış kapısı olan, 12 tane sütun ile ayakta duran Brandenburg Kapısının bu ihtişamlı duruşunda pay sahibi. Kapı bir çok kez badire atlatmasına ve bir süre kapalı kalmasına rağmen bugün hala ayakta ve Berlin’in en önemli simgelerinden biri.

Bu tarihi kapıyı bütünüyle içine alan ve görkemini gösteren fotoğraflarını çekemedik. Çünkü 2018 Rusya Dünya Kupası futbol maçları için kapının hemen ardında dev ekran kurulmuş ve bir nevi festival alanı oluşturulmuştu. Almanların futbola olan merakı malum, konu da dünya kupası olunca kocaman bir festival alanı kurmuşlar.

Ancak sanıyoruz ki yakın dönemde Avrupaya da sıçramış olan terör olayları göz önunde bulundurularak festival alanına girişte Alman polisi çok ciddi önlemler almış. Biz de Brendenbug Kapısı’nın arkasına geçip maç izleyen kalabalığa karıştık. Çok kalabalık bir üniversite şenliği tadında ara ara tezahüratlarla herkes kendi ülkesinin maçını seyrediyordu. Bizim için turistik olmayan değisik bir aktivite olmuş oldu.

Reichstag (Parlemento Binası)

Brandenburg Kapısının hemen yanında yer alan, soğuk savaş yılları boyunca Batı Berlin’e dahil olmuş ve günümüzde de Parlemento Binası olarak kullanılan Reichstag’ı gezmek için seyahat tarihleriniz netleşir netleşmez rezervasyon yaptırmanızı öneririz.

Nitekim biz de öyle yaptık ancak son hafta gideceğimiz şehirler netleşince rezervasyon için yer kalmamıştı ve ne yazık ki binayı dışarıdan görmekle yetinmiş olduk. Rezervasyon yaptırdığınızda binanın üzerindeki cam kubbeye çıkıp 360 derece Berlin’i görebiliyorsunuz veya rehberli seçeneği alıp binanın içini rehberle dolaşmak da mümkün. Bizim en çok görmeyi isteyip de göremediğimiz yer burası oldu. O yüzden gezenlerin yorumlarını merak ediyoruz, bizimle paylaşmayı unutmayın.

Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı (Holokost Anıtı)

Holokost Anıtı, ABD’li mimar Peter Eisenman tarafından, tüm Avrupa’da katledilen Yahudiler için tasarlanmış.

Bu anıt, çok büyük bir alanda birbirinden farklı boyutlarda ve herhangi bir düzen veya model gözetilmeksizin yerleştirilmiş 2711 adet beton blokltan oluşuyor ve bu tasarımıyla kafa karıştırıcı bir etki yaratıyor. Öğrendiğimiz kadarıyla mimarın tasarımındaki amaçlarından bir tanesi de çok düzenli bir sistem inşaası amacındaki faşist düşüncenin insanlıktan nasıl uzaklaştığını anlatmakmış. Sahip olduğu mimari ile bu negatif duyguyu başarılı bir şekilde veren ve Berlin’e gelinince görülmesi gereken yerlerden biri bizce. Değişik mimarisi ve kasvetli yapısı ile gezerken kendimizi sıkıntıda hissettik.

Checkpoint Charlie

Burası soğuk savas zamanından kalma Doğu ve Batı Berlin arasında bulunan bir geçiş kapısıymış. Doğu ve Batı birleşince haliyle işlevi de kalmamış. Fakat Almanlar burada göstermelik bir kısım bırakarak ziyaretçilerin önünde fotoğraf çekilmesi için turistik bir yer haline getirmişler. Bizce gereksiz turistik noktalardan birisi. Sadece bu neymiş yaa diyerek önünden geçmiş bulunduk.

Buraya kadar bahsetmiş oldugumuz yerler birbirine yakın mesafede. Eğer kendi gezi rotasini olusturmak isteyenler olursa erken kalkarak tum bu saymis oldugumuz yerleri sabahtan aksama kadar gorebilirler.

Terörün Topoğrafyası (Topographie Des Terros)

Nazi terörünü anlatan bu müzenin bahçesinde yıkılmış olan Berlin Duvarı’nın bir bölümü üzerinde 1933 yılında Hitler’in yaptığı propogandaları anlatan bir açık hava sergisi yer alıyor.

Müzenin iç kısmında ise kronolojik olarak Nazi’lerin seçim öncesi dönemi, iktidarları, ikinci dünaya savaşı ve çöküşleri gerçek dönem fotoğraflarıyla ve kısa özet notlarla sergileniyor. Girişi ücretsizdi. Gezerken duygulanmamak elde değil, özellikle o dönemde çekilen fotoğraflara bakınca. Burası Almanlar için tam anlamıyla tarihlerinin acı bir dönemiyle yüzleşme yeri olmuş. Nazizmin yarattığı acımasız olayları tarihsel ilerleyişi ile anlatmışlar. Biz bu müzeyi çok faydalı bulduk ve Berlin’e yolu düşen herkese öneririz.

East Side Gallery

Yıkılan Berlin Duvarı’nın sağlam kalan en uzun parçası üzerinde birçok sanatçının çizimlerinin olduğu açık hava sergisi burası. Aynı zamanda özgürlüğü de simgeliyor. Berlin’e gelmişken gezilmesi keyifli bir yer, önünde bolca fotoğraf çekilecek eser var. En bilineni ise asagidaki:

Burayı gezerken duvar boyunca birçok dolandırıcı da görmeniz mümkün, yürürken dikkat etmenizi öneririz 🙂

DDR Museum

Nehir kenarında ve Berlin Katedrali’nin hemen karşısında bulunan bu müzede Demokratik Almanya döneminde Doğu Berlin’deki günlük yaşam anlatılıyor, çoğunlukla o dönemde yaşamış halkın günlük hayatında kullandığı eşyalar sergileniyor. Müze içerisindeki eşyalara dokunmak serbestmiş. Biz giriş ücretini çok fazla bulduğumuz için ziyaret etmedik ama Berlin’de turist çeken yerlerden biri olduğundan burada bahsetmek istedik.

Yeri gelmişken Demokratik Almanya’ son döneminde geçen ve sosyal hayattan bolca detay barındıran Goodbye Lenin filmini izlemenizi de ayrıca öneririz.

Kruezberg Bölgesi

Yazılanlardan okuduğumuz kadarıyla hemen hemen nasıl bir yerle karşılaşacağımızı az çok biliyorduk. Ancak gördüğümüzde nası ya diyerek bir daha şaşırdığımız, birbirinden çok farklı yaşamların içiçe olduğu, kozmopolitliğin dibine vurmuş bir semt burası.

Tabelarda bol bol Türkçe yazıların olduğu, yanımızdan geçen teyzelerin dayıların Türkçe konuştuğu; bir yandan çok tarz dünya markaları satan dükkanların olduğu; bir yandan hipsterların sokakta cirit attığı; bir diğer yandan da eski atölyelerden bozma yeni nesil kafelerin yer aldığı enteresan bir yermiş burası.

Kuntik kafelerden olan Voo Store and Cafe

Yürürken tesadüfen bir sokağa girdik ki sokak her köşe başında ot satan zencilerle doluydu, sokağın sonundaki parkta ise ot içenler, yürüyüş yapan Türk dayılar ve çocuklarıyla birlikte bisiklete binen Almanlar hepsi içiçeydi. Burayı dünya gözüyle bir kere de siz görün isteriz 🙂

Berlin Yeme – İçme Notları

Tommi’s Burger

Biz Berlin’e ilk indiğimiz gün akşam yemek yemek için gittik buraya. Yani bloglarda abartıldığı kadar harika bir burgerci değil, sıradan bir mekandı ya da bize öyle geldi bilmiyoruz. Eğer farklı bir alternatif bulamazsanız öneririz ama yine Berlin’e gitsek bir daha gidelim demeyiz.

Mustafa’s Gemüse Kebap

Belki bir saatten fazla sıra bekledik bu döneri yemek icin, biraz da meraktan tabi. Kızarmış sebzeli ve acı soslu yapılan döner gerçekten çok lezzetliydi. Burası ufacık bir büfe, oturma yeri yok, sırada bekleyen grupla kaldırıma oturup yedik biz de. Gittiğimizde iceride toplamda üç kişi vardı ve durmadan döner hazırlıyordu. Almanlar, yabancı turistler, Türkler her çeşit insan gördük sırada. Buraya aç değilken gelip sıraya girmenizi öneririz, çünkü sırada beklerken insan ister istemez acıkıyor 🙂 En azından meraktan bir defa gelinmeli, tavsiye ederiz.

Pomodorini Pizza

Öğle yemeği için tramvayla gittiğimiz küçük ve salaş bir pizza dükkanı olan Pomodorini’de yediğimiz pizzaları baya beğendik. Çok şehir merkezinde değil, yolu o tarafa düşener için önerebileceğimiz bir yer burası. Kendine has bir konsepti olan bu mekanın da fiyat/performans oranı çok iyidi.

Distrikt Coffee

Sınırlı sayıdaki kahvaltı ve tatlı seçeneğiyle son derece tarz bir mekan. Kahvaltısını beğendik, porsiyonları son derece doyurucu. Her çeşit kahvatıyı yapamayan insanlar için (bkz. Özhan) pek uygun değil bu yüzden gitmeden önce internetten menüyü kontrol etmekte fayda var.

The Barn

Kahve içmek için biz de yine ikibiletblog olarak eksik kalmadık ve the Barn’a gittik, hava güzel olduğu için dışarıda oturduk. Berlin’de gezerken yorulunca yolunuzun üzerindeyse dinlenmek için güzel bir yer; kahve guruları olmadığımızdan bizim için çok ahım şahım bir yer değildi.

Berlin gezimizle ilgili notlarımız bu şekildeydi. Umarız okurken keyif almış ve faydalı bulmuşsunuzdur. Diğer Avrupa ülkeleri ile ilgili yazılarımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Hoşçakalın !

Tags: berlin, gezi

Related Posts

Previous Post Next Post

Comments

  1. Pingback: Prag Gezi Notları - IKI BILET BLOG

  2. Cevapla

    Çok güzel anlatımlı bir makale olmş teşekkürler, gezi için ilk baktığım blog burası oluyor.

      • ikibilet
      • 5 Haziran 2019
      Cevapla

      Cok tesekkur ederiz guzel yorumlariniz icin.

  3. Cevapla

    Teşekkürler bu güzel makale için

      • ikibilet
      • 5 Haziran 2019
      Cevapla

      biz tesekkur ederiz bu guzel yorumunuz icin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

0 shares