Amsterdam Gezi Notları #1 – Ulaşım, Konaklama, Gezilecek Yerler ve Festival

Merhabalar! Eylül 2016’da gittiğimiz Amsterdam tatili ile ilgili gezi yazımızı sizlerle paylaşıyoruz. Amsterdam’da konaklama, ulaşım, gezilecek yerler ve festival deneyimlerimizden bahsedeceğiz. Daha önce yüzlerce defa yazıldı çizildi evet ancak bir de bizim gözümüzden Amsterdam’ı okumak isterseniz buyrun baslayalim;

Amsterdam’da Ulaşım 

Amsterdam’da her yer birbirine çok yakın ancak her yer 10 dakika diyenlere inanmayın, hayır o kadar da yakın değil. Özellikle bizim gibi bütün gün ofiste oturarak çalışan insanlarsanız ve tüm gün şehri yürüyerek gezecekseniz, şehir içi yürüyüşler sizi biraz yorabilir. Biz bu nedenle tramvay kullanmayı tercih ettik, tramvay biletlerini tek, iki, üç günlük veya 1 haftalık satın alabiliyorsunuz.

GVB ve Connection olmak üzere iki farklı firmaya ait toplu taşıma hatları mevcut. Örneğin GVB sınırsız günlük kullanım kartı alıyorsanız, Connection firmasına ait hatlarda bu kart ile seyahat edemiyorsunuz, ekstra bilet almanız gerekebilir, kullanacağınız tramvay ve otobüs hatlarına bakarken bu firma ayrıntısını da göz önüne almanızı öneririz.

Amsterdam’da Gezilecek Yerler

Begijnhof;

Amsterdam’da gezilecek yerlerden biri Begijnhof, Ortaçağ’da rahibelerin konaklaması için inşa edilen ve günümüzde de hala korunan, Amsterdam’ın en eski evini barındıran avludur.

Burası sabah 9 ile akşam 5 arasında açık oluyor, giriş ücretsiz ancak avlu gezilirken orada yaşayanları rahatsız etmemek adına sessiz olunması gerekiyor. Evlerin içerisine girmek yasak, sadece avluyu gezmeye izin veriliyor. Numara 34’teki ahşap ev, Amsterdam’ın en eski evi olması açısından ziyaret etmeye değer.

Museumplain;

Bu bölgedeki en önemli müzeler Van Gogh Müzesi ve Rijksmuseum ancak bu bölgeyi sadece müzelerden ibaret saymak haksızlık olur zira Van Gogh Müzesi’nin önünde harika bir yeşil alan ve meşhur ‘I amsterdam’ yazısı da bu bölgede bulunuyor.

Avrupa’da şehrin içerisinde park görmek ve bu parklarda zaman geçiren insan görmek çok normal aslında ancak bizim ülkemizde ne yazık ki böyle alanlar çok sınırlı olduğundan, bu tip manzaralar bizim çok hoşumuza gidiyor. Hatta bahsettiğimiz parkta çimlerde oturup vakit geçiren insanları görünce, bizim aklımıza direk üniversite kampüsündeki bahar günleri geldi.

Van Gogh Müzesi

Amsterdam’da Museumplain’de görülmesi gereken müzelerin başında Van Gogh Müzesi geliyor. Öncelikle müzenin mimarisi çok hoşumuza gitti, geniş açıklıklı bir tavan ve camekan duvarlarla çevrili müze avlusuna girerken, müzenin dışındaki çimenlik alanı da görebiliyorsunuz, güzel bir avlu tasarımı oldğunu düşünüyoruz.

Müze, ana eserlerin olduğu kısım ve geçici serginin olduğu kısım olacak şekilde ikiye ayrılıyor. Ana eserlerin olduğu kısım sene boyunca sabit, burada Van Gogh’un Hollanda’da ve daha sonraki dönemlerinde yaşadığı Paris’te yapmış olduğu eserler yer alıyor. Geçici sergi ise sürekli değişiyor, bizim gittiğimiz dönemde ‘Exhibition On the Verge of Insanity – Van Gogh and his Illness’ isimli sergisi vardı, Van Gogh’un son dönemlerde geçirdiği hastalığı, hasta olduğu süreç boyunca yaşadıkları ve kardeşi ile mektuplaşmaları derinlemesine anlatılmıştı. Serginin sonunda ise .Van Gogh’un hastalığına o zamandan günümüze kadarki süreçteki doktorlar tarafından konulan teşhislerin sergilendiği büyük bir duvar yer alıyordu, dönem boyunca doktorların koyduğu teşhisler de bir önceki döneme göre farklılık gösteriyordu.

Van Gogh Müzesi’ni girişte kiralanan multimedya kulaklıklar ile gezilmesini tavsiye ederiz, bu multimedyalarda en önemli eserlerden oluşan kısa 45 ve 60 dakikalık turlar var, bunlardan yararlanılabilir.

Rijksmuseum

Gittiğimiz müzelerden bir diğeri ise Rijksmuseum, burada Hollanda’lı sanatçıların daha çok resimleri ve heykelleri sergileniyor. Rijksmuseum’a gidilirken akıllı telefonların kulaklıklarının çantada olmasında fayda var, çünkü müzeye girince müze ile aynı isimli uygulamayı indirilip, bu uygulama az önce bahsettiğimiz multimedya cihazı olarak kullanılabiliyor. Yine bu sayede çok vakit kaybetmek istenilmez ise 45 ve 60 dakikalık turlar eşliğinde müze gezilip görülebilir.

Biz bu iki müze biletlerini online olarak satın almıştık, online biletler cep telefonlarına passbook olarak da indirip müzeye cep telefonu gösterilerek de giriş yapılabilir. Şayet tatiliniz Amsterdam’ın yoğun turist ağırladığı günlere denk geliyorsa muhakkak online bileti tavsiye ediyoruz. Zira bu müzelerin önünde uzun saatler bilet ve giriş kuyruğunda bekleyebilirsiniz.

Dam Square;

Bu bölge, bizim stiklal Caddesi’ne benzettiğimiz ancak araç trafiğine de açık olan Damrak Street üzerinde bulunuyor. Bu caddenin ucu Amsterdam Centraal Station’a çıkmakta, ulaşımı oldukça kolay bir yerde.

Biz burada Madame Tussauds Müzesi ve Amsterdam Dangeon’a gittik. Biletlerimizi yine gitmeden online olarak satın almıştık, hatta bu iki müze ile kanal turunu içeren kombine 3’lü bileti tercih etmiştik. Bu bahsettiğimiz kombine bilet, Dungeon ve Madame Tussauds ikilisine bir de London Eye eklenerek, aynı şekilde Londrada’da bu mantık ile satışa sunuluyormuş.

Madame Tussauds Müzesi’ne daha önce hiç gitmediyseniz buraya gelmişken görmenizi öneririz, zira burası da bizim ilk Madame Tussauds deneyimimizdi. Ünlü politikacı, sporcu ve sanatçıların balmumundan yapılan heykelleri önünde resim çektirmek dışında başka bir espirisi olmayan bir müze, zaten daha çok çocukların ilgisini çekiyor. Bir defaya mahsus muhakkak ziyaret edilmeli ama bir daha gitmeyiz diye düşünüyoruz.

Amsterdam Dungeon, bizim için keyifli bir deneyimdi. Burada 15 kişilik gruplar halinde içeriye alım yapılıyor, Amsterdam’da girişinde en çok sıra beklediğimiz müze idi. Esasında burasına müzeden çok, interaktif tiyatro denilebilir. Oyunu yöneten kişiler oyunun başında sizi uyarıyor, ‘Eğer siz bize dokunmazsanız biz de size dokunmayız’ diye. Oyun sırasında birden çok mekan değiştiriliyor, çeşitli efektler ve sesler ile biraz ürkütücü bir zindan havası yaratılmış ama bizce keyifliydi.

Kanal Turu;

Özellikle havanın güneşli olduğu günlerde kanal turu tercih edilmeli. Kombine biletin anlaşmalı olduğu firma ‘Lovers Canal Cruises’ firmasıydı, zaten hepsi hemen hemen birbirinin aynısı.

Kanal turunda en geniş ve önemli kanallar tanıtılıyor ve Amsterdam’ın bazı gelenekleri espirili bir biçimde anlatılıyor, kulaklıklarda Türkçe dil seçeneği de mevcut. Örneğin, şehri gezerken bizim de dikkatimizi çeken Amsterdam’daki tüm evlerin çatı kısmında kanca olmasının sebebini kanal turu vesilesiyle öğrenmiş olduk. Evler dar olduğundan, taşınma sırasında eşyalar kapılardan sokulamadığı için, bu kancalara takılan ipler sayesinde kanaldan yukarıya çekilerek taşınıyormuş.

Heineken Experience;

Heineken Experince bizce gezmesi keyifli bir müzeydi diyebilriz. Burası markanın ilk çıkışından günümüze kadarki sürecini anlatıyor ve gezerken biranın yapım aşamalarına tanıklık etmenizi sağlıyor. Yaklaşık bir yarım saat boyunca müzenin iç kısmında geziliyor.

Sonrasında ise terasına çıkılarak bu biraların tadımı yapılıyor. Buraya güneşli bir günde gidilmesini tavsiye ederiz çünkü terasta Amsterdam manzarasını seyrederek vakit geçirmek son derece keyifli.

Amsterdam’da Festival

Amsterdam festivaller şehri diyebiliriz, yılın her döneminde bir festivale denk gelme ihtimaliniz yüksek. Biz de Eylül ayında gerçekleşen ve beşincisi düzenlenen Pacha Festivali’ne katıldık. Bu festivalin çıkış noktası esasında İbiza, İbiza’da ünlü bir gece kulübü olan Pacha, daha sonrasında İbizda’da ve Amsterdam’da düzenlenen elektronik müzik festivaline adını veriyor. Festival daha önceden Amsterdam’da farklı bir lokasyonda düzenlenirken, ilk defa bu sene yoğun katılımcı sebebiyle Amsterdam Arena Park’ta düzenlendi. Festival ortamı son derece keyifliydi, genci yaşlısı birçok müzik sever gelmişti diyebiliriz. Festivalde bizim de en çok dinlemek istediğimiz ve zaten en son sahne alan isim Martin Solveig’di. Kesinlikle çok eğlenceli ve dinamik bir sahne performansı var, eğer dinlemediyseniz Youtube‘daki videolarına bir göz atmanızı tavsiye ediyoruz, tarzı hakkında genel bir fikriniz olabilir bu sayede. Martin Solveig’in yanı sıra festivalde Magician, UMEK gibi isimler de sahne aldı.

Amsterdam’da Konaklama

Amsterdam’da konaklama için tercih edilecek en ideal yerler bizce Heineken Experience ve Museumplein çevresi ancak Museumplein bölgesinin çok guneyi ve batısı şehir merkezine biraz uzak kalabilir. Buraların temiz ve güvenli bölgeler olduğunu söyleyebiliriz. Konaklanmamasi gereken bölgelerden biri Tren Istasyonu çevresi, her ne kadar merkezi olsa da temiz ve gürültülü olabileceğini düşünüyoruz. Biz The Concert Hotel’de konaklamıştık, Museumplain çevresinde ama şehir merkezine çok yakın değildik dolayısıyla toplu taşıma kullanmıştık. Toplu taşıma gerektirmesi dışında otelden memnun kaldık. Amsterdam’da otel fiyatları diğer Avrupa ülkelerine göre daha pahalı ve odaların alanları çok küçük, karşılaştırma yaparken göz önünde bulundurmanızı öneririz.

Umarız bu yazımız faydalı olmuştur, Avrupa gezi yazılarımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Görüşmek üzere…

Tags: amsterdam, begijnhof, blog, dam square, festival, gezi, gezi blogu, gezi rehberi, heineken muzesi, hollanda, kanal turu, konaklama, museumplain, rijksmuseum, seyahat, seyahat blogu, seyahat rehberi, ulasim

Related Posts

Previous Post Next Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

0 shares