St. Petersburg Gezi Notları

Merhaba ! Eylül 2016’da seyahat ettiğimiz Rusya’nin en ihtişamlı şehri olan St. Petersburg ile ilgili gezi notlarımızı bu yazımızda derledik.

Biz St. Petersburg’a balayı için gittik, biraz garip gelebilir ama biz balayında ultra lüks tatil yapmaktansa gitmek isteyip de gidemediğimiz bir yeri görmeyi tercih ettik. En önemli kriter vizesiz olmasıydi, çünkü ikimiz de Doha’da yaşıyorduk, yoğun çalışıyorduk, 15 günlük iznimizde Istanbul’a gelip düğün yapacak sonrasında da tatile gidecektik, bu telaşta bir de vize işlemleriyle uğraşmak istemedik, dolayisiyla ucuz uçak bileti ve vizesiz seyahat birleşince rotamızı St. Petersburg’a çevirdik ve açıkçası soğuk havayı da özlememiz bunda etkili olmuş olabilir 🙂

Serin havada mutlu olan insanlar

St. Petersburg, Çar 1.Petro tarafindan Avrupa’ya açılan kapı olması amacıyla kurulan ve Rus edebiyatında çokça okuduğumuz klasik Rusya betimlemelerinin aksine birçok köşesinde Avrupa modernizimine rastanan bir şehirdir. Neva nehrine kurulu olan şehir bu yüzden “Avrupa’nın Venedik”i olarak da anılır. Burası tam anlamıyla bir ihtişam şehri. Kocaman caddeler, büyük bahçeler, geniş avlular, gösterişli saraylar, altın varaklı kaplamalar, gösterişli süslemeler; bunların hepsi St. Petersburg’u diğer şehirlere göre özgün yapan detaylar. Gelelim bizim gördüğümüz yerlere;

Peterhof Palace (Yazlık Saray)

Burası 1. Petro (nam-i diğer Deli Petro) tarafından Paris’teki Versailles Saray’ından esinlenerek inşa edilmiş bir saraydır (Sehrin her bir yerinde Avrupa esintisi olduğunu söylemiştik).

Peterhof Sarayi girisi

Kocaman bahçeleri ve sayısız çesmeleriyle ünlü Yazlık Saray, şehrin biraz dışında kalıyor; dolayısıyla ulaşım bizim yaklaşık bir saatimizi almışti, biz gidişte ve dönüşte minibüs kullandık (Küçük bir not; minibüsçüye veya minibüsteki insanlara sorarız tam olarak nerede ineceğimizi diye güvenerek binmeyin, navigasyon ile ineceğiniz yeri takip etmenizi öneririz, İngilizce bilmiyorlar, bilmedikleri gibi tarzanca da konuşmuyorlar, sadece gülümsüyor ve susuyorlar 🙂 Bizden söylemesi).

Cephe detaylari

Arkadaşlarımızın tavsiyesiyle Yazlık Saray’ın içini gezmek yerine buradaki tüm vaktimizi yalnızca sarayın bahçesini gezmekle harcadık, yaklaşık 3-4 saatimizi aldi. Birbirinden farklı tasarlanmış bahçeler, çeşit çeşit çeşmeler ve su gösterileri; yeşilin her tonuna doyabileceğiniz bir yer olduğunu söylemek isteriz, biz gittiğimizde sonbahar olduğundan sarının muhteşem tonlarını da yakalayabildik, şanslıydık.

Film cekimine denk gelmistik

Bizim St. Petersburg’da en çok beğendiğimiz yer burası oldu, bahsettiğimiz o ihtişamı tam anlamıyla burayı gerezerken görebiliyorsunuz, en az yarım gününüzü burayı gezmek için ayırmanızı öneririz, tabi havanın açık olduğu bir günde.

Hermitage Museum (Kışlık Saray)

Bir yanı Neva Nehri’ne konumlanmış dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden biri olan Hermitage Müzesi’ni gezmek için bir yarım gün ayırdık ancak tabiki bir sanat meraklısıysanız müzeyi gezmeniz günlerinizi hatta haftalarınızı alabilir.

Muzenin bulundugu avludayiz

Dünya üzerindeki en büyük resim koleksiyonuna sahip olan bu müzeyi biz detaylıca değil ancak en önemli eserlerin bulunduğu salonları ziyaret ederek dolaştık, çok fazla ziyaretçiyi ağırladığını söyleyebiliriz, zira kalabalıktı baya.

Müzenin dıştan görünümü

Müzenin içerisinde birçok ünlü ressamın tablolarını görme fırsatımız oldu, resim yanında çok fazla heykel veya süs eşyası da vardı.  Kesinlikle çok büyük bir müze, yine St. Petersburg’a ait olan ihtişamı müzede görmek mümkün, müze ziyaretimiz boyunca içimiz dışımız altın varak oldu diyebiliriz 🙂

Cogu sey altin kaplamaydi

Ayrıca müzenin içi kadar dış cephesi de son derece etkileyici.

Muzenin disaridan goruntusu

Peter and Paul Fortress (Peter ve Paul Kalesi)

Burası 1700’lü yılların başında Rus Çarı 1. Petro tarafından Italyan ve Isveç mimar Domenico Trezzini’nin tasarımıyla inşa edilmiş.

Burası kale diye isimlendiriliyor ancak bizim alışık olduğumuz tarzda bir kale değil, içerisinde birçok görülecek yapıyı bulunduruyor. Geniş bir alana yayılan bu kalede yer alan Peter ve Paul Katedral’ini gördük ilk olarak, bu katedral aynı zamanda dünyadaki en uzun çan kulesine sahipmiş.

En uzun can kulesiyle boy olcusen Gamze

Katedralden sonra eskiden siyasi suçluların kaldığı bir hapishane olarak kullanılan ancak daha sonradan müzeye dönüştürülmüş eski hapishane binasını da ziyaret ettik. Bu müze içerisinde Gorki’den Dostoyevski’ye kadar birçok ünlü Rus isimlerinin de bu hapishanede kaldıkları koğuşları ziyaret etmiş olduk.

Eski esyalarin sergisi

The Church of the Savior on Spilled Blood (Dökülen Kan Kilisesi)

Burası adını, Rus Çarı 2. Alexander’ın tam olarak kilisenin bulunduğu noktada öldürülmesinden almış ve kilise cephesinde çokça kullanılan kırmızı renk de bu suikastta kaybedilen kanın unutulmaması için tasarlanmış.

Kilisenin disaridan goruntusu

Yapımı ekonomik nedenlerden dolayı yıllarca uzamış ancak günümüzde Rusya’daki en ikonik Ortodoks kliselerden bir tanesi ve mimarisiyle çok da ilgi çekici olduğunu söyleyebiliriz. Biz içerisini ziyaret etmedik, dıştan görünüşünün tadını çıkarttık.

St Isaac Cathedral

Yalnızca bir katedral gezeceğim diyorsanız, o katedral kesinlikle şehirdeki en büyük Ortodoks katedrali olan St. Isaac olmalı.

Kadraja sigmayan katedral

Sebebine gelince, 101 metre yüksekliğinde ve kubbesi tamamen saf altından yapılmış  bu katedralin içinden merdivenle kubbesine tırmanmak ve sahip olduğu şehir manzarasını görebilmek mümkün.

Katedral’den gorunen manzaranin bir kismi

Biz katedralin hem içini hem de dışını mimari anlamda çok beğendik, kubbesindeki seyir terasindan manzarasını izlemek de bizim için biraz yorucu (merdivenler !) ama son derece keyifli bir deneyim oldu.

Nevsky Prospekt (Nevsky Caddesi)

Seyahatimiz boyunca neredeyse her gün üzerinden geçtiğimiz, metro istasyonlarının olduğu, geniş, ışıl ışıl ve binlerce dükkanla dolu St. Petersburg’un en turistik caddesi.

Nevsky uzerinde alisveris yaparken

Yeme – Içme;

Rusya ‘daki en meşhur yemeklerin başında Borscht Çorbası geliyor, Ukrayna’dan çıkmış ama Rusya’da da benimsenmiş, başlıca pancar olmak üzere çeşitli sebzelerden ve sığır etinden yapılan bir çorba. Biz tadını beğenmiştik, soğuk havalara birebir bir tarif. Bir diğer tadılması gereken yemek Boeuf Stroganof, bu iki geleneksek yemeği de hemen hemen her restoranda kolaylıkla bulabilirsiniz.

Borscht Çorbası

Nevsky Caddesi üzerinde çeşit çeşit yeme-içme yerleri mevcut, burası daha turistik olan bölge. Biz buraya alternatif olarak Rubinshteyna Caddesi’ndeki yeme-içme mekanlarını öneriyoruz, burası daha az turistik bir bölge, burada da birçok cafe-bar veya restoran seçeneği var, biz birkaç akşamımızı burada geçirmiştik, keyifli mekanların olduğunu söyleyebiliriz.

Son olarak;

Seyahatimiz boyunca Nevsky Caddesi üzerindeki Park inn by Radisson Nevsky Hotel’de kaldık, konumunun çok merkezi olmasından dolayı burayı tercih ettik ve memnun kaldık. Kalacak yer arayanlara tavsiye ederiz.

Biz denk getirememiştik ama “Beyaz Geceler” zamanı bu şehri gezmek çok daha keyifli olacaktır diye düşünüyoruz.

Umarız beğenerek okumuşsunuzdur ve bu yazımız faydalı olmuştur.

Hoşçakalın !

Tags: beyaz geceler, blog, gezi, gezi blogu, gezi rehberi, hermitage, kanli kilise, nevsky caddesi, oneri, peterhof sarayi, rusya, seyahat, seyahat blogu, seyahat rehberi, st. petersburg, st. petersburg gezilecek yerler, yazlik saray, yorum

Related Posts

Previous Post Next Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

0 shares